GERÇEK KÜRT DOSYASI(1)

 

Yahudi Kürtlükten Nakşibendi - Halidi Şeyhliğine Barzaniler

Barzani aşireti, Osmanlı Türkiye'sinin parçalanmasından sonra Cumhuriyet Türkiye'sine karşı kullanılmak üzere değişen dünya konjonktürüne uygun olarak ABD-İsrail-İngiltere üçlüsünün semirttiği bir "mayın eşeği"dir. Barzani aşireti her fırsatta Osmanlı Türkiye'sine isyan etmişti.

Yahudi Barzani ailesi Yahudilikten Müslüman Nakşibendî-Halidi tarikatına doğru müthiş bir dönüşüm yaşamıştır.

Yahudi Barzani ailesinin, 16. Ve 17. Yüzyılda Yahudi mistisizmi Kabala öğretisinin Barzan merkezli Irak'ın kuzeyinde yayılmasında önemli bir rol üstlendiğini biliyoruz.

Hatta Filistin'den Yahudilerin dinlerini ve Kabala'yı öğrenmek için Barzan'a gittikleri pek çok kaynakta yer alıyor. Barzan adeta ikinci Kudüs haline getirilmiştir.

Yahudi Kürt Barzani ailesi 19. Yüzyılda birden hidayete ererek Müslüman oluyor.

Barzaniler 1900'lere kadar Barzan köyünde kurdukları tekkelerde pek çok Nakşibendî-Halidi mürit yetiştirdiler.

1900'lerden günümüze kadar Barzan köyü İngiliz, Yahudi, Rus, İran, İsrail ve ABD ajanlarının uğrak yeri oldu.

Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de ölümünden sonra Kürtçü iç ve dış manipülasyonları görmezlikten gelen Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki Kürtlerle de uzun süre ciddi bir temas kurmadı.

Konu tamamen öncelikle İngiltere-İsrail-Rusya ve nihayetinde ABD'nin inisiyatifine bırakıldı. Elbette bunlara Türkiye'deki Kürtçü hareketler açısından AB'yi de eklemek gerekir.

Barzaniler önce Osmanlı Türkiye'sine, sonra İngiltere, sonra da Irak'taki merkezi hükümete karşı farklı zamanlarda isyan ettiler.

Barzan köyü-kasabası Türkiye, Irak ve İran sınırının kesişme noktasında yer alıyor.

Barzan önce Yahudi hahamlar sonra da Nakşibendî tarikatı şeyhleri ile ve Kürt milliyetçiliğinin cazibe merkezi olarak varlığını sürdürdü. Barzan Türkiye sınırına 15, İran-Irak sınırına 70 kilometre mesafede.

Zibati, Berzenci gibi köklü Kürt aşiretleri Irak'ın kuzeyinde yüzyıllardır hüküm sürerken Barzani aşireti 19. Yüzyılın başlarında ortaya çıkarak diğer Kürt aşiretlerinden çok farklı saiklerle bugünlere kadar geldi.

Zibari aşireti ile Barzanilerin yıldızı dünden bugüne hiç barışmadı. Hatta Mesut Barzani'nin annesinin bu aşiretten olmasına rağmen.

Kürt aşiret reislerinin büyük çoğunluğu Kadiri tarikatına mensupken Barzaniler ile birlikte bölgeye Nakşibendî-Halidi tarikatı da yerleşmiştir.

Barzan, Kabala ve Tevrat merkezi olması dolayısıyla Mesihçi inançların merkeziydi.

Yani Yahudi Mesihçiliği bölgede Barzan merkezli olarak yayılmıştı.

Yahudi Mesihçiliği, Kabala'daki adom kadmon (insan-ı kâmil) felsefesine bağlı olarak "Ben Tanrı'yım" çizgisine kolayca geçiveriyordu.

İlginçtir, Barzani ailesinden çıkan Nakşibendî-Halidi şeyhlerin hepsi kendilerine Mesih-Mehdi payesi vermişlerdir.

Barzani ailesine ait Nakşibendî-Halidi şeyhler müritlerine bağımsız Kürdistan fikrini empoze etmekteydiler.

Osmanlı Türkiye'si içindeki ilk fikri anlamda eylem anlamında Kürt isyanını başlatan ilk Barzani, Nakşibendî-Halidi Şeyhi I.Abdüsselam, müritleri tarafından Mehdi olarak kabul ediliyordu.

I.Abdüsselam İstanbul'u ele geçirerek halife koltuğuna oturmak rüyaları içindeydi..

Ancak müritleri tarafından uçtuğuna inanılan 1.Abdüsselam Barzani pencereden fırlatılınca yere çakılarak ölmüştü.

Bir başka Nakşibendî-Halidi şeyhi Muhammed Abdürrahim Barzani de müritleri tarafından mehdi olarak kabul edilmekteydi.

Şeyh II. Abdüsselam Barzani ise Osmanlı Türkiye'sine karşı silahlı isyana teşebbüs eden ilk Nakşibendi-Halidi Kürt şeyhidir.

Nihayet bir başka Barzani ailesi mensubu Nakşibendî-Halidi şeyhi, Şeyh Ahmet Barzani (1896-1969) kendini, 1927'de önce Mehdi, daha sonra da Kabala'daki adom kadmon (kâmil insan) geleneğine uygun olarak "Tanrı" ilan etti.

İlginç bir tesadüf herhalde; bütün Mesih-Mehdiler Barzan ve Barzani ailesi mensubuydu. Şeyh Ahmet Barzani İslamiyet'i, Hıristiyanlık ve Yahudiliği birleştirerek yeni bir din icat etmek istemişti.

Yukarıda söylemiştik, Barzan Yahudiler için ikinci Kudüs'tü ve Yahudiler Kral Davud soyundan kurtarıcı Mesih'i-Mehdi'yi beklemekteydiler

Irak'ın kuzeyindeki Kürt aşiret beylerinin hepsinin köklü bir geçmişi vardır, köklü ailelerden gelirler.

Ancak Barzani ailesi için bunu söylemek mümkün değildir. Barzaniler Yahudi kökenlerini gizlemek için Şafi mezhebine inanan Kürtler üzerinde İslam, yani Nakşibendî-Halidi tarikatı üzerinden siyaset yapmaya yönlendirildiler. Zaman içinde bölgede dini nüfuzlarını artırdılar.

Tarikat literatüründe "SİLSİLE" ve "İCAZET" kavramlarının özel bir manası vardır.

Kısaca silsile, Hz. Muhammed'den bugüne uzanan kan bağı olarak kabul edilir.

İcazet ise, silsileye mensup bir tarikat şeyhinden el alma (izin alma) anlamına gelir.

Nakşibendî tarikatının kurucusu, asıl adı Muhammed Bahaüddin bin Muhammed olan Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahaüddin Buhari'dir. (Buhara 1318-1389)

Nakşibendî tarikatının Halidiye kolunu kuran ise, Kürt Mevlana Halid-i Bağdadi'dir. (Doğum 1779 Süleymaniye- ölümü, Şam 10 Haziran 1826)

Barzanilerin büyük dedelerinden Taceddin Barzani'nin, Mevlana Halid-i Bağdadi'nin talebelerinden Hakkârili Nakşibendî Şeyhi Taha Nehri'den icazet aldığı rivayet olunur.

Bitlisli Kürt Bey'i Şeref Han tarafından 1597 yılında yazılan "Şerefname" adlı kitapta bölgedeki bütün Kürt aşiretlerinin ayrıntılı tarihçesi yer almaktadır, ancak kitapta Kürt sülale ve aşiretleri içinde Barzaniler yer almamaktadır.

Kürt isyanları ile Barzani aşiretinin ortaya çıkışı hemen hemen aynı zamanlara denk geliyor. Barzani aşiretinin yaklaşık 200 yıllık macerası Osmanlı Türkiye'sinin zayıflaması ile başlıyor. Aynı tarihler, Siyonistlerin İsrail devletini kurmak için Yemen'den Filistin'e bölgeyi karış karış dolaştığı zamandır da. Her nedense Yahudi ve İngiliz "gezginler"in yolu bir vesileyle Barzan köyüne hep düşmüş.

Barzani aşiretinin macerasını üç dönemde ele almak mümkündür.

1- Barzanlı Yahudi Kürt Taceddin Barzani'nin Nakşibendî tarikatı Şeyhi Taha Nehri'den "icazet" alarak Barzan köyünde tekke açması.

Burada üzerinde durulması gereken bir husus var. Şeyh Taha Nehri'nin tam adı: "Seyyid" Taha Nehri el Hakkâri'dir. Esas adı ise Taha bin Molla Ahmet'tir.

Önce dipnot niyetine bir bilgi: Şeyh Taha Nehri'nin torunu "Seyid" Abdülkadir Kürt Teali Cemiyeti'nin başkanıydı. Atatürk'ün Nutuk'ta yazdığına göre de Koçgiri isyanının elebaşısıydı. İdam edildi.

"Nehri" Şemdinli'nin Bağlar kasabasının adıdır. Türk ve Araplarda "Nehri" veya "Hakkari" şeklinde kişi adı ve soyadı yoktur. Yani şehir, kasaba ve köy adı insan ismi olarak alınmaz. Bunun yerine Buhari, Bağdadi, Erbili, Ahlatlı, Acıpayamlı, Bitlisi gibi isimler alınabilir. Yerleşim yerlerinin insan ismi olarak kullanılması Yahudilerde yaygındır. Hakkari'de de Yahudi Kürtlerin olduğunu biliyoruz.

Nitekim Taha Nehri'nin (ölümü 1853) amcasının adı da "Abdullah Şemdinli"dir. Şeyh Abdullah Şemdinli Halidi Bağdadi'nin halifelerindendir.

2- Şeyh Taceddin Barzani'nin torunu Nakşibendî-Halidi Şeyhi II. Abdüsselam Barzani'nin Osmanlı Türkiye'sine karşı çıkarak Kürt devleti kurmak için dini otoritesini kullanarak Kürtleri organize etmesi. Osmanlı arşivlerinde II. Abdüsselam Barzani ile ilgili çok sayıda belge yer alır.

3- Mesud Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani'nin sürgüne gönderildiği Sovyetler Birliği'nden "1958'de Irak'ın kuzeyine dönmesi ve o tarihten bugüne kadarki gelişmeler.

Şeyh Ubeydullah 1880 yılında ve aynı tarihlerde Cüneyt Zapsu'nun da mensubu olduğu Bedirhan aşireti lideri Bedirhan, Osmanlı Türkiye'sine isyan ettiler.

Nakşibendî-Halidi Şeyhi II. Abdüsselam Barzani liderliğindeki Kürt isyanı ise 1907 ve 1909'da İngilizlerin desteği ile gerçekleşti.

Bir Osmanlı arşiv belgesinde aynen şöyle yazmaktadır: "İngiltere devletinin Musul konsolosunun dahili vilayette birçok mahallerde dolaştıktan sonra Barzan Şeyhi Abdüsselam ile muhaberatta bulunduğundan başka bir mahalle nakli" istenmektedir. (Dahiliye Nezareti Muhaberatı Umumiye İdaresi Belgeleri, Dosya No: 1/-5, 50, 25, Za 1327)

Abdüsselam Barzani'nin Osmanlı padişahına yazdığı mektupta dile getirdiği istekler ile bugünün PKK'sı veya tarikatçı Kürtçülerin istekleri aynı: "Kürtçenin bölgede resmi dil olması, bölgeye tayin edilecek resmi görevlilerin Kürt olmaları, okullarda Kürtçe öğrenim yapılması…"

Nakşibendî-Halidi Kürt Şeyhi Abdüsselam Barzani, Osmanlı Türkiye'si tarafından 14 Aralık 1914'te Musul'da idam edildi.

Şeyh Abdüsselam, bugünün Mesud Barzani'sinin babası Molla Mustafa Barzani'nin ağabeyidir. Yani Mesud Barzani'nin amcası

Gazeteci Abdullah Muradoğu'na göre Şeyh Muhammed Halid Barzani'nin 2006 yılında ölümüyle birlikte Barzani-Nakşibendî, Halidi ilişkisi de sona erdi. (Yeni Şafak gazetesi, 13 Kasım 2007)

Barzani ailesinin adı yaklaşık 200 yıldır hep isyanlarla, sürgünlerle, İngiliz, Yahudiler, Ruslar, İsrail, İran ve ABD ile birlikte anılmaktadır.

Bugün Cumhuriyet Türkiye'sinin en önemli milli güvenlik meselesi olan Kürtçü isyanların başlangıç tarihi 19.yüzyıldır.

Osmanlı Türkiye'sinin güvenilmez bulduğu Kürt aşiretlerine yönelik yargı, benzer şekilde Selçuklu devletinin "Selçukname"lerinde de yer almaktadır.

Osmanlı Türkiye'si, çıkardığı isyanlarla Osmanlı merkezi devlet yönetimi için tehlike teşkil eden yarı-otonom Kürt derebeylerinin (ayan) ortadan kaldırılmasına karar verdi.

Irak'ın kuzeyindeki Soran Emirliği'ni 1834'de, Bahdinan Emirliği'ni 1839'da, Botan Emirliği'ni 1847'de ve Baban Emirliği'ni 1850'de siyasi otorite olmaktan çıkardı.

Halid-i Bağdadi kimdir?

Bölgenin en büyük Kürt aşireti Caf'a mensup Pir Mikail'in oğlu Nakşibendî Şeyhi Halidi Bağdadi etkisini giderek artırıyordu.

Tarikat literatüründeki "altın silsile"nin 30. ayağından Hz. Muhammed'le kan bağı "oluşturulan" Bağdadi'nin her nedense Kürt olduğu burada görmezlikten gelinir.Kürtçü Halidiler Bağdadi'nin baba tarafından Hz. Osman'a ulaştığını bile söylerler.

Hemen hemen bütün Kürt şeyhler soylarını, "kutsal altın silsile" aristokrasine girebilmek için Hz. Muhammed'in ailesi Ehli Beyt'e dayandırmaya çalışırlar. Ama diğer yandan Kürtçülük yaparlar. Kürtlük ve Hz. Peygamber'e akrabalık! Neyse. Zaten bazı Kürtçü kaynaklarda Hz. Muhammed Kürt'tür zırvası yer alıyor.

Nitekim 1956 Cizre doğumlu ve 1995-2002 arasında iki dönem RP ve ANAP'tan Diyarbakır milletvekilliği yapan Kürt İslamcı Seyyid Haşim Haşimi, ön adından da anlaşılacağı üzere kendisinin Peygamber soyundan gelen bir aileye mensup olduğunu iddia ediyor. (Nevzat Çiçek, Puşi ve Sarık-İslam Kürt sorununu çözer mi, s.81, Hayykitap, İstanbul Mart 2008)

Şimdi Ebu Leheb'in de Peygamberimizin amcası olduğunu belirtelim ve Haşim Haşimi ya Kürt değil, ya seyyid değil. İkisinden biri doğru değil.

Haşimi'ye göre, "… Türkiye'de bilhassa Molla Mustafa'dan kaynaklanan ve şimdilerde Mesut Barzani etrafında oluşan, Barzani ismine bir saygı gösterme geleneği vardır Kürtler arasında. Barzani ve Irak'taki Kürtlere dönük tehditler, dışlamalar bütün bunların sonucu olarak pek hoş karşılanmıyor Doğu ve Güneydoğuda." (N.Çiçek, a.g.e, s.93)

Açıkçası Bay Haşimi Türkiye'yi tehdit ediyor. İncilerinin devamını adı geçen kitaptan okuyabilirsiniz.

Şeyh Halidi Bağdadi Kadiri tarikatının temsilcisi Berzenci ailesinden dersler aldı. Bağdat'a gitti. Hocası Abdülkerim Berzenci ölünce, onun Süleymaniye'deki medresesinin yönetimini devraldı.

Hindistanlı Nakşibendî Dervişi Mirza Rahimullah Azimabadi 1809 yılında Süleymaniye'yi ziyaret etti. Onun önerisiyle Şeyh Halid Hindistan'a gidip Nakşibendî Şeyhi Abdullahi Dehlevi'den el aldı. Şeyh Halid artık Kadiri değil Nakşibendî'ydi.

Bunun üzerine başta Talabani aşireti olmak üzere Kadiriler tarafından istenmeyen adam ilan edildi.

Kadiri Şeyhi Maruf Berzenci Şeyh Halid'i "sahtekâr, sapık, yogi" olarak suçladı.

Bağdat valisinin koruması altında Şeyh Halid Süleymaniye'de "Halidiye tekkesi"ni kurdu. Osmanlı yönetimi Kadirilere karşı Şeyh Halidi Bağdadi'yi destekledi.

Bağdadi kurduğu bütün dergâhlarda, medreselerde Kürtçeyi eğitim dili haline getirdi. Bugün Türkiye'de kaç Halidi tarikat tekkesi var? www.Halidiye.com internet sitesine göre dört büyük Halidi tekkesi var.

Bunlar; a) Gümüşhanevi tekkesi b) İsmet Efendi tekkesi c) Kelami dergâhı d) Kaşgari tekkesi.

Bunlara ilave olarak Adıyaman Menzil'deki Mehmet Raşit Erol tekkesi, Erzincak'daki Abdurrahim Reyhanî tekkesi olmak üzere çok sayıda Halidiye tarikatına ait tekkeler mevcut.

Osmanlı o dönemde Yeniçerilileri ve Bektaşileri ezerken Nakşibendîliği "resmi tarikat" olarak kabul etmişti.

Nakşibendîler önceleri her fırsatta Osmanlı'ya bağlılıklarını vurguladılar.

Osmanlı, merkezi yönetimi güçlendirmek için Kürt beyliklerini tasfiye edince, boşalan iktidar koltuklarına pek çoğunun kökeni belirsiz "Kürt" şeyh figürleri el koydu.

Bu furyanın en bariz örneği Barzaniler'dir. Diyebiliriz ki bölgedeki tarikat dönüşümünden ve ayandan şeyhlik düzenine dönüşümden "görünmez" ellerin yardımıyla en karlı çıkan Barzani ailesidir.

İlginçtir, İslam tarikatları içinde en Ortodoks biri olan Nakşibendî-Halidiye tarikatı, Barzani ailesine mensup şeyhlerin elinde İslami olmayan pek çok töre ve uygulamaya cevaz verdi. Mehdilik, Tanrılık, peygamberlik iddiaları domuz eti yeme ve şarap içme serbestisi gibi…

Buna rağmen "Nakşibendî Barzaniler" Türkiye'deki, özellikle Kürt kökenli, Yahudi Kürt veya dönme kökenli Nakşibendî şeyhleriyle hep iyi ilişkiler içinde oldular.

Kürt asıllı Naci Kutlay "Kürtler" kitabının 135. Sayfasında şöyle yazıyor: "Kürt isyan önderlerinin çoğunlukla Nakşibendî olmaları ilginç ve incelenmesi gereken bir noktadır."

Chicago Üniversitesi'nden Hakan Özoğlu'na göre, "Kürt milliyetçiliği Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasının bir nedeni değil, onun bir sonucudur. O zamanlar Nakşibendî hizbinin tam özerkliğe karşı çıkmasına aldanmamak gerekir."

Sadece Osmanlı Türkiye'sinde değil, Cumhuriyet Türkiye'sinde de, Şeyh Said'den Menemen'deki ayaklanmayı organize eden Yahudi Kürt Şeyh Esad Erbil'e kadar isyana kalkışmaların liderleri Kürt veya Yahudi Kürt Nakşibendî-Halidi şeyhleri. Menemen isyanında yer alanların çoğunun Giritli Sabatayist ve Yahudi olması oldukça manidardır. Buradaki temel argüman Mehdilik ve İngilizlerin kendilerine yardım edeceği, Cumhuriyet Türkiye'sinin "kafir" bir yönetim olduğu şeklinde oldukça traji komik iddialardır.

"Şeyh Said isyanı, sadece şeyhin halifelerince yol gösterilen milislerin başlangıçta başarılı olması nedeniyle değil; aynı zamanda bir toplumun dinsel duygularının nasıl da hazır bir biçimde siyasi ve askeri bir hareketin kanalına akıtılabileceğini göstermesi açısından da önemlidir." (Hakan Özoğlu, Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği, s.161)

Kürtçü İslamcı Halidi tarikatı mensubu Şeyh Said 13 Şubat 1925'te 14 ili kapsayan isyanı başlattı. İsyan iki ayda bastırıldı bastırılmasına ama Türkiye çok ağır bedel ödedi. Musul ve Kerkük uçup gitti. Bu film İngiliz yapımıydı. Senaryonun aynı olduğu günümüzdeki yeni filmin yapımcısı ise ABD.

Türkiye'deki Kürtçü isyanların hepsinin, PKK hariç Nakşibendî-Halidi tarikatına ait şeyhlerin önderliğinde gerçekleştiğini biliyoruz. Nitekim vatan haini Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali Septi, Kürtçe eğitimin başlatıcısı Şeyh Halid-i Bağdadi'nin halifelerindendi.

Şeyh Said, Kürt Azadi cemiyetinin başkanlığını da yapmıştı. Şeyh Said ve 46 hain yoldaşı 28 Haziran 1925'te Diyarbakır'da asılarak can verdiler.

Şovmen Mehmet Ali Erbil'in büyük dedesi Menemen isyanının elebaşı Şeyh Muhammed Esat Erbil'in dedesi Şeyh Hidayetullah da Şeyh Halid-i Bağdadi'nin halifelerindendir.

İstiklal Harbi esnasında İngilizler tarafından kışkırtılarak Delibaş Mehmet isyanını çıkartan Konyalı Zeynelabidin ve kardeşi de Nakşibendî-Halidi tarikatına bağlıydı.

Açıkçası siyasal İslamcıların "din kardeşliği" ve "tarikat biraderliği" bir işe yaramamıştı. Ne Osmanlı'da ne de Cumhuriyet Türkiye'sinde.

Çünkü başını Yahudi Kürt ve Kürt Nakşibendî-Halidi şeyhlerin çektiği Kürtçü isyanlar Osmanlının da cumhuriyetin de başına "Batı" tarafından emperyalizmin"Kürt poşusu" olarak dolanmaktaydı.

Osmanlı'nın HALİFELİKLE, cumhuriyetin LAİK DEVLET MODELİYLE Türkiye'yi yönetmesinin Kürtçü isyanlar açısından üç on paralık farkı yoktu.

Nakşibendî-Halidi Yahudi Kürt Barzani ile Marksist PKK el ele. 5 Kasım 2007 Bush-Erdoğan buluşmasından bu tarafa PKK İslamcı ve tarikatçı söylemlere yöneldi. Bir başka Nakşibendî-Halidi Şeyh Said Kürdi veya Said Nursi'nin posterleri artık Güneydoğu'daki PKK/DTP mitinglerini süslüyor.

Öte yandan en azından PKK'nın bir kanadı ABD-İsrail-İngiltere eksenince tasfiye edilerek yerine bir başka Said Nursi ekolü temsilcisi Nakşibendî F.Gülen cemaatiyle doldurulmak isteniyor. Gülen cemaati ile Barzaniler el ele Irak'ın kuzeyinde üniversite kurdular. Daha önce de dokuz adet ilköğretim ve lise eğitim kurumu Barzani-Gülen cemaati işbirliği ile Erbil ve Süleymaniye'de kurulmuştu.

  1. Gülen cemaatinden bazı yazarlar, yazdıkları kitap ve makalelerde Barzani ailesinin Yahudi olmadığını ispat gayreti içindeler niçin?
  2. yüzyılda yaşamış Yemenli Yahudi seyyah Yahya (Zekeriya) el Zahiri hatıralarında Barzan, Erbil, Musul, Kerkük, Nusaybin ve Urfa'ya yaptığı seyahatlerden bahseder:

"Buradaki Yahudi kardeşlerimizin cehaleti o kadar büyük ki, bir ibadet bile doğru dürüst icra edemiyorlar ve büyük bir üzüntü ile itiraf etmeliyim ki, başka hiçbir yerde, Yahudi kardeşlerimizi bu kadar alçalmış ve ahlaksızlığa batmış bir şekilde bulmadım." (Ora Scwartz-Be'eri, The Jews of Kurdistan: Daily Life, Customs, Arts and Crafts, s.27, İsrail 1982)

"Yahudi Barzaniler; Kuzey Irak'ta asırlardır "tat" diyalekti ile konuşan, ticaret ve küçük zenaatlarla uğraşan, birçok kasaba ve köyde sayıları az da olsa bulunan Yahudilere rastlanmakta idi. Bunlar giyim kuşam konusunda da Kürtlere benziyorlardı. Kürtler arasında "Yahudi olmadım, olmayacağım" deyimi yaygın olarak kullanılsa da Yahudiler, Kürtler tarafından hor görülmezlerdi.

Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili ilk ciddi çalışmaları, kendisi de Kürtçe konuşan bir Yahudi olan Kaliforniya Üniversitesi İbrani dili Profesörü Yona Sabar yapmıştı… Sabar'a göre özellikle ünlü Barzani ailesinden gelen hahamlar Kürdistan'ın birçok yerinde dini çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuşlardı. Bu dini merkezler, Mısır ve Filistin gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı. Sabar bu ailenin daha sonra ne zaman Müslüman olduğu konusu üzerinde durmamaktadır. Ancak daha ileride de aktaracağımız gibi özellikle Şeyh Ahmet Barzani'nin söz ve tavırları Barzani ailesi ile ilgili sis perdelerini yoğunlaştırmakta, özellikle gizli dini kitapların varlığı, Müslüman, ehlisünnet ve Nakşibendî aile görüntüsüyle çelişmektedir." (Ahmet Uçar, Mühtedilikten Osmanlı'ya, İngilizlere ve Türkiye Cumhuriyeti'ne İsyana, Tarih ve Düşünce dergisi, Aralık 2002, Sayı: 12 ve Hürriyet gazetesi 17 Şubat 2003)

Irak'ın kuzeyindeki Yahudi Kürtlerle ilgili kayıtlar 12.yüzyıla kadar gitmekte, el yazması eserlerde Yahudi Kürtlerin günlük hayatı ve gelenekleri anlatılmaktadır. Yine başta Barzan köyü ve çevresi olmak üzere Irak'ın kuzeyinde yaşayan Yahudi Kürt hahamlar ve rabbiler, 16. ve 17. Yüzyılda yazılı pek çok eser vermişlerdir. Bölgedeki Yahudi Kürtler 16.yüzyıldan itibaren Filistin topraklarına göç etmeye başlamışlardır.

Irak'ın kuzeyindeki Yahudi Kürtlerin bölgeye gelişi iki sebebe dayanır.

Birincisi, Asur sürgünü-kayıp on Yahudi kabilesi: M.Ö. 800-700 arasında Asurlular tarafından Kuzey İsrail krallığına son verilerek on İsrailli kabile sürgüne gönderildi. Bunlar bir daha geri dönmedi ve asimile olarak tarih sahnesinden silindi. Bu on İsrail kabilesinin Yahudi kaynaklarında hala hatırası canlı tutulur. 1948'de kurulan modern dönem "Yahudi devleti" İsrail'in dış politika enstrümanlarından biri "kayıp on Yahudi kabilesi" üzerine kuruludur.

Mesela bu kabilelerden birinin Irak'ın kuzeyindeki Kürtleşmiş Yahudiler, birinin Keşmir'de yaşayan Müslümanlar olduğu, bir diğerinin Afganistan'da yaşayan bazı Müslüman-Yahudiler (Sabatayist benzeri) olduğu yönünde resmi siyasi söylemler mevcuttur.

Bu politikanın temeli Yahudi dini inancına dayanmaktadır. 4.Ezra (2.Esdras) 13:39-47'de sürgündeki "on kabile"nin bir gün Sion'a geri döneceği kehanetinde bulunulmaktadır.

Bu hususta şu iki kaynağa başvurulabilir.

  • Lester L. Grabbe'nin editörlüğünü yaptığı: "Leading Captivity Captive / The Exzile as History and Ideology" s:81-82, Sheffield Academic Press, England 1998)
  • Elias J. Bickerman, "From Ezra to the Last of the Maccabees / Foundation of post-Biblical Judaism", s.6, Schocken Books, new York 1962.

İkincisi, Babil sürgünü-Senkretik inanç: Babil Kralı Nabukadnazar (M.Ö. 605-562) kısa sürede tarihin akışına ve günümüze tesir edecek bir imparatorluk kurdu. 43 yıl hükümdarlık etti. Babil İmparatorluğu (M.Ö. 626-539) gerçek gücünü Nabukadnazar döneminde yaşadı. Bu dönemde olanlar hem Yahudi tarihi açısından hem de günümüzde olup biten siyasi-dini-ekonomik mücadeleler ve BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) açısından çok önemlidir.

Babil'deki (Bugünkü Bağdat'a 70 kilometre mesafede) eski mabetleri restore ettiren Nabukadnazar, Marduk Tapınağı, Babil Kulesi, Babil'in Asma Bahçeleri ve Süleyman Tapınağı'nın yıkılışı ile birlikte anılmaktadır.

Yahudi kavmi üzerinde Nabukadnazar'ın sebep olduğu travmaya, etkiye sahip bir başkasının olmadığını söylemek abartı sayılmamalıdır. Buna Mısır Firavunları dâhildir. Hatta buna Hitler de dâhildir.

Ancak tarihin mi veya bir başka hususun mu garip bir cilvesidir, buraya not düşelim.

Yahudi tarihinde en çok nefret edilen iki isimden Babil Kralı Nabukadnazar adeta ayakta kalan iki İsrailoğlu kabilesinin ayakta kalmasını sağlarken, Hitler de Yahudi ırkına 2000 yıl sonra bir devlet kazandırmıştır.

M Şemseddin Günaltay'a göre, Babil Kralı Nabukadnazar'ı olduğundan çok çok büyüten şey bizzat Yahudilerin kutsal kitaplarıdır.

Kudüs'ün Babil Kralı Nabukadnazar tarafından işgali, Yahudilerin Babil ve Irak'ın kuzeyine sürgüne gönderilmesi, Süleyman Tapınağı'nın yerle bir edilmesi (M.Ö. 586), Tanrı Yahve'nin koruması altında olduklarına dair inançlarını yıkmış, Tanrı Yahve'nin Tevrat'ın, mabedin ve Kral Davud soyunun pek bir işe yaramadığı fikrine kapılmışlardır.

Pek çok Yahudi yazara göre, Babil sürgünü ölümden bile ağır bir cezadır.

Babil sürgünü kâhin ve yazıcı Ezra "kutsal soy Yahudi" kimliğinin teorisyenidir. Tevrat'ı yazılı hale getiren -yeni bir Tevrat yazan- Talmud'a Tevrat tefsirleri-yorumlarıyla esin kaynağı olan Ezra'dır.

Ezra'nın Tevrat'ı ile Yahudilik dini ve ırki olarak aynı anlama gelmiştir.

Kâhin Ezra'nın Yahudiliğe iki önemli katkısı daha vardır:

a- Kâhinlik: Babil'de yaptığı-başlattığı çalışmalarla Yahudi toplumunda kâhinler söz sahibi olan en önemli kurum haline gelmiştir. Yani Kabala ve Kabalistlerin altın çağı başlamıştır.

b- İsrailoğullarının "vaat edilmiş" topraklarının gerçek sınırları: "Arzu mevud" bütün zamanlar için Ezra döneminde belirtilmiştir. Bu sınırlar içinde Nil'den Fırat'a olan bölge, EDOM ÜLKESİ denilen ANADOLU topraklarının neredeyse yarısı yer almakta.

Eski Ahit-Yeremya'da şöyle bir kehanet yer almakta: "… Issız bir höyük olacak ve köyleri yakılacak ve İsrail kendisini mülk edinenleri mülk edinecek, Rab diyor." (Tevrat-Yeremya 49:2)

Netice olarak İsrail bir Yahudi şeriatı devletidir. Etnolojik olarak var olup olmadığı bilinmeyen kayıp on Yahudi kabilesi hadisesi vardır. Bunların biri veya birkaçının Irak'ın kuzeyinde olduğuna inanılmakta veya dünyanın ve bölge halkından insanların böyle inanması istenmektedir. Yahudi Kürt-Nakşibendî Halidi profiliyle Barzani ailesi "arzu mevud" için uygun bir figürdür.

Dr. Sinan Marufoğlu "Osmanlı Döneminde Kuzey Irak, 1831-1914" adlı eserinde, Başbakanlık Osmanlı arşivlerini tarayarak ulaştığı bilgilerle Barzani ailesi hakkında Türk ve dünya kamuoyunu aydınlatmıştır.

Barzani aşiretinin bulunduğu Barzan bölgesinde Yahudi din adamlarının yetiştiğini belgeleyen Marufoğlu, ünlü hahamlardan Salim Barzani'nin de Barzanlı-Barzani aşiretinden olduğunu tespit etmiştir.

Amerika'nın Hollywood-Beverly Hills merkezli şöhretli üniversitesi UCLA'nın öğretim üyelerinden Yahudi Kürt Prof. Yona Sabar'a göre Haham Nathanel Barzani, çok sayıda el yazması kitaplarında dâhil olduğu bir kütüphaneye sahipti. Barzan'daki bu kütüphane oğlu Samuel Barzani'ye miras kaldı.

Yona Sabar'a göre, Barzani ailesinin 16. Yüzyıldaki kurucusu Haham Samuel Barzani'dir. Aile sonraki yüzyıllarda Erbil, Musul ve Kerkük yöresine yerleşti.

Amerikan Yahudileri tarafından yüzyıl sonra kabul edilen ilk kadın Haham Asenath Barzani idi. Ve Yahudi cemaati tarafından büyük tepki gören Haham Asenath, Samuel Barzani'nin kızıydı.

Osmanlı arşivlerinde Barzani ailesi hakkında kayıtların bulunduğunu belirten tarihçi Ahmet Uçar, günümüz Barzanilerinin atalarının Yahudi olduğundan hiç kimsenin şüphesi olmasın diyor.

"Mustafa Barzani'nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950'den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail'de her zaman kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır. Bu haham da David Gabay'dır." (Ahmet Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi, Aralık 2002, Sayı:12)

Barzani ailesinin 19. yüzyıldan beri Yahudi Siyonistlerle, 1950'den beri de İsrail ile sürdürdüğü siyasi ilişkilerinin bir soy ilişkisine dayandığı anlaşılıyor.

Amerika merkezli Yahudi lobilerinin desteklediği bir çalışma yapan Kevin Brook, baba tarafından Sefarad Yahudileriyle Kürtlerin akraba olduklarını müjdeledi. Brook "müjdesini", 2001 yılında İsrailli bilim adamlarının yaptığı çalışmaya dayandırıyor. Yani "bilimsel" çalışma dayanışması. Brook hızını alamayarak Eşkenaz Yahudilerinin Türk asıllı olduğunu da ispatlamaya kalkmıştı. Hatta "Hazar Yahudileri Bir Türk İmparatorluğu" adlı kitabı da var.

Brook'un teorisinden sonuca gidersek, Kürtler ile Sefarad Yahudileri baba tarafından akraba Türklerle Eşkenaz Yahudileri de baba tarafından akraba, öyleyse Türkler ve Kürtlerde akraba. Görüyorsunuz BOP nelere kadir. Ancak bir husus var ki gözden kaçırılıyor. Yahudilik babadan değil anneden geçer.

Barzani'nin IKDP internet sitesinde tanıtımı yapılan kitaplar arasında Amerikalı Yahudi Eric Brauer'in yazdığı "Kürdistan Yahudileri" adlı eserde yer alıyor. Özgün ismiyle: "Jews of Kurdistan", Wayne State University Press 1993.

Türkiye'deki Kürtçülerin akıl hocalarından "Sarı Hoca" lakaplı Türk soylu Marksist sosyolog İsmail Beşikçi "Kürt Aydını Üzerine Düşünceler" de şöyle yazıyor.

"Kürtlerin Ortadoğu'da Yahudilere karşı düşmanlık duyguları beslemelerinin hiçbir yararı yoktur. Kürtler Yahudi toplumu ile daha sıcak ilişkiler kurmak durumundadır.

Yahudi toplumunun demokratik kurumlarını görmezden gelemezler. Yahudi toplumu Ortadoğu'daki Kürtlerin tabii ittifakçısıdır."

1931 yılında Avrupa'daki Siyonist Yahudi lobileri Rabeen Şilah'ı Irak'ın kuzey bölgesine göndermişlerdi. Bağdat'ta bir Yahudi okulunda okuyan Şilah -Mesih, Mehdi demektir- bölgede üç yıl kaldıktan sonra Yahudi Kürtler ve bölge hakkında bir rapor hazırlayıp bağlı olduğu kuruluşa sunmuştu. Irak'ın kuzeyindeki Kürt Yahudilerin bir kısmı "Maganah" adlı gizli bir Yahudi teşkilatının organizasyonu ile 1939 yılına kadar grup grup Filistin'e göç ettirildi.

İsrail devletinin ikinci Devlet Başkanı İhsan Bin Tefsi; "Yahudiler Kürdistan'da 12 yerleşim yerinde bulunmaktadır. Kürdistan'daki Yahudi Kürt topluluğu, hahamlar ve değerli fikir adamları çıkarmıştır. Rabbi David ve Rabbi Şimoil gibi sömürge liderleri, Barzani ailesinden Haham Metenail Helifi ve oğlu Haham Şimoil, Rabbi Şimoil ve kızı Eşnat, Haham Şamon bin Şimol bunlardan bazılarıdır. Bazı araştırmacılar, Irak'ın Kürt kesimindeki Yahudi grup ve cemaatlerin sayısının 146'ya ulaştığını söylüyor." (Şalom Nakdimon, Irak ve Ortadoğu'da MOSSAD, Edip Yayınları, 1997)

Barzani ailesi ile MOSSAD hep ilişki içinde olmuşlardır.

Bu hususlarda daha detaylı bilgi için şu iki kaynağa başvurulabilir:

  • Ramazan Kağan Kurt, Bayrak Türklerin Ya Ekonomi-İsrail'in Kürt, Su, Kıbrıs, Sabatay, İslam Politikası, Birharf Yayınları, Şubat 2007 İstanbul.
  • Ian Black and Benny Morris, Israel's Secret Wars: History of Israel's Intelligence Services, Groove Press 1992.

Ian Black İngiliz Guardian gazetesinin 1984 yılından itibaren Tel-Aviv muhabiridir. Benny Morris ise ABD'deki Brooking Enstitüsünde çalışan akademisyen.

Yahudi tarihçilere göre, Haham Nathanel Barzani'nin mezarı hala Barzan köyünde. Haham Samuel Adoni Barzani'nin mezarı ise Amediye'dedir. İsrail'den Irak'ın kuzeyine gelenler bu mezarları ziyaret etmektedirler.

Haber Extra dergisinin 9 Nisan 1998 tarihli sayısında yer alan bilgi şöyle: IKDP Genel Başkan Yardımcısı Sami Abdurrahman, IKDP Dohuk şehri sorumlusu Franso Hariri (Bu soyadı size mutlaka bir şeyler hatırlatmalı. Artık telefonun pardon telgrafın tellerine kuşlar konmuyor) ve Kerim Sincari (Bu soyadı da size bir şey hatırlatıyor mu?) ilk göze çarpan Kürt Yahudiler. Bir başka öne çıkan Yahudi Kürt, 16 Nisan 1996'da Ankara'da MİT ve dışişleri uzmanları ile görüşmeler yapan Mesut Barzani'nin sağ kolu İsrail pasaportlu Evair Barzani. Ayrıca Mesut Barzani'nin baş danışmanlarından en az yarım düzinesinin Yahudi Kürt olduğu diplomatik çevrelerde konuşuluyor.

Bütün bunlar, Yahudi Kürt Barzani, Nakşibendî Halidi tarikatı mensubu Barzaniler, Barzaniler PKK işbirliği, Barzaniler AKP içindeki 75 veya 146 Kürt milletvekili, Barzaniler-F.Gülen cemaati işbirliği, Barzani-İsrail-ABD-İngiltere ilişkileri orta yerdeyken Türkiye nereye sürükleniyor?

Mesut Barzani'nin her ne hikmetse Kürtçe değil Arapça yazdığı ve Türkçeye de çevrilen iki ciltlik kitabı -Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, Doz Yayıncılık, İstanbul 2003- ilginç.

Mesut Barzani, babası Molla Mustafa Barzani'nin ağzından Barzani ailesi-Ermeni işbirliğini anlatıyor:

"… Şeyh Ahmet, başlarında Veli Bey ile birlikte silahlı 200 adamını Antranik'in yardımına gönderdi… Biz Ermenilere yardım ettik ve onları Suriye'ye kadar götürdük. Kurtardığımız aileler arasında Antranik Paşa'nın ailesi de vardı. Ermenilere yardım ederken Türk ordusu ile girdiğimiz çatışmalarda 14 ölü vermiştik."

Görüyorsunuz, Nakşibendî Halidi Şeyh Ahmet Barzani Müslüman Türklere karşı Ermenilerle işbirliği yapıyor.

Uğur Mumcu'nun Cumhuriyet gazetesindeki son yazılarında Barzani-MOSSAD ilişkisinden sıkça belgelerle bahsetmesi onun katledilmesindeki birinci sebep olarak konuşuluyor.

"Kanıtlanan son ilişki, MOSSAD-Barzani ilişkisidir. 70'li yıllardaki bu ilişkiler bugün de sürüyor. Kürtler, sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında? ( Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesi, 7 Ocak 1939)

"Kuzey Irak'ta şu anda üniforma değiştirmiş 1300 İsrail askeri ve istihbarat görevlisi var. Peşmergelere yardım ediyorlar, bölgede hem sivil hem de Amerikan ve İngiliz üniformaları altında görev yapıyorlar."

Yukarıdaki sözleri Yaser Arafat ölmeden önce Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Hüseyin Tanrıverdi'ye söylüyor. (http://www.zaman.bg/2004/05/31/dişhaberler/h2.htm)

Siyonizmin ideologlarından, İsrail devletinin kurucusu David Ben Gurion daha 1930'larda bir temel prensip ortaya koymuştu:

Çevreyi Müttefik Hale Getirmek/ Theory of Allying the Periphery: Bu teorinin esası, Arap ülkelrine düşman, İsrail'e dost müttefik ülkeler halkası oluşturmak. İsrail Türkiye, İsrail İran, İsrail Etiyopya ilişkileri bu politikaya dayanır. Bu politikaya "Çevreleme Teorisi"/Encirclement Theory de denir.

İsrail'in "müttefik bulma" veya "düşman unsur" bulma politikası sadece devletten devlete değildir. Bölge ülkeleri içindeki etnik ve dini cemaat gruplarıyla ilişkiler de bu nevidendir. Türkiye, Suriye, Irak, İran'da Kürt unsurlar, bazı İslamcı tarikatlar, Mısır'da Kıptiler… Ana gövdenin dışındaki veya operasyonlarla ana gövdeye karşı oluşturulan etnik ve dini gruplara mali, istihbarat ve askeri destek vs.

Türk Genelkurmay Başkanlığı yayınlarından öğrendiğimize göre İsrail'in herhangi bir mesele yaşamadığı tek Müslüman ülke Türkiye'dir. (Öğr. Yzb. Namık Tanrıbakan, İsrail'in Türkiye'ye Komşu Kafkas Ülkeleri ile İlişkileri, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırmalar Dergisi, Eylül 2006, Sayı 8)

Eğer Türk ordusunun komuta kademesinin görüşleri de böyleyse yandık, imdat!

Şimdi sıkı durun. Kardeş, "iki devlet bir millet" Azerbaycan ile İsrail ilişkileri nasıl?

2005 Mart ayında Azerbaycan'da "İsrail Kültür Festivali" düzenlendi.

İsrail Azerbaycan'daki Bakcell cep telefonu şirketinin kurucusu ve sahibidir. Ayrıca çok sayıda İsrail şirketi Azerbaycan'daki şirketlerde ya ortaktır ya da tamamen sahibi.

Azerbaycan cumhurbaşkanının yurtdışı gezilerinde güvenliği İsrail sağlamakta ve Azerbaycan güvenlik ve istihbarat birimleri MOSSAD ajanları tarafından eğitilmektedir. İsrailliler Hazar Denizi boyunca, İran sınırına yakın noktalara dinleme istasyonları kurmuşlardır. (Alexander Murinson, Good Relations Between Azarbaijan and Israel: A Model for Other Muslim States Eurasia, 30 Mart 2005)

İnsan sormadan edemiyor. Bizim MİT ne yapıyor?

Askeri istihbarat ne yapıyor?

Yukarıda kaynak olarak verdiğimiz Ian Black ve Benny Morris tarafından yazılan "Israel's Secret Wars" kitabına göre MOSSAD-Barzani ilişkisi bugün de sürüyor. Hatta söz konusu kitabın 329. sayfasındaki bilgiye göre; Barzani, kendisinin Irak'ı fethettiği, İsrail'in ise Suriye'yi işgal edeceği ortak bir askeri harekât düşlüyordu.

Ünlü gazeteci Seymour M. Hersh, The New York Times gazetesinde, 22 Aralık 1974'te "Huge CIA Operations Reported in US Against anti-war Forces" başlıklı makalesinde CIA-MOSSAD-Barzani bağlantısını ortaya koymuştu. Hersh bir kez daha 28 Haziran 2004 tarihli The New Yorker dergisindeki "plan B" başlıklı yazısında MOSSAD-Barzani ilişkisini deşifre ediyordu. MOSSAD Kürt Peşmergeleri eğitmekteydi.

Türkiye mi ne yapıyor? 30 yıldır seyrediyor. Rahmetli Atatürk'ün ölümünden beri yaptığımız gibi.

Yahudi Kürt-Nakşibendî, Halidi tarikatı mensubu Barzani ailesi önderliğinde Irak'ın kuzeyinde 150 yıldır bir judeo-Kürt devleti kurdurulmak isteniyor. Bunun için Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine Kürtçü-tarikatçı isyanlar, ASALA, PKK ve nihayet yeniden Kürtçü-Nakşibendî-Halidi tarikat, Nurcu, Fethullah Gülenci cemaat, İsrail, ABD, İngiltere işbirliği ile Kürt devleti kurulmak isteniyor.

Bunun için önce "Osmanlı modeli" aymazlığı ile Türkiye, "tarikat kardeşliği" yoluyla federasyona zorlanacak. Sonrası malum.

Akla şöyle bir soru gelebilir. Kürtlük, Yahudilik, Nakşibendî-Halidi Müslümanlık evlenmeler vs. nasıl oluyor?

Sosyalist Nazım Hikmet ile Prof. Sabri Ülgener'in akrabalık bağlarını Nakşibendî Gümüşhanevi dergâhı içinde buluyoruz. Yani Sabatayistlerimiz ile Nakşibendî dergâhı sanki aynı ağacın dalları. Geçelim.

Kaldı ki Sabatay Sevi'nin bir de önemli daraltması var. Müslümanlarla cinsel ilişkiyi yasaklamış durumdadır.

"Bunu Türk-Müslüman olarak da düşünmek mümkündür; çünkü Sabatayistlerde Kürtler ile ilgili bir cinsel yasaklama göremiyoruz. Ancak cinsel yasaklama dışı tutulan Kürtlerin Kripto-Yahudi olmaları ve bunun teşhis edilmesi de ihtimal dâhilindedir.

Dar anlamda laikliğe gelince, artık Sabatayistlerin (Müslüman Yahudiler, RKK) çok büyük bölümünün tarikatçı olduklarını gösterebiliyoruz; hem ileri gelenleri önemli tarikat şeyhi veya efendisi ve hem de artık dinsel parti yöneticisidir… Otuzlu yılların ortalarında Bedrettini veya Yunusi ya da Mevlevi olarak uç veren dönüş, şimdi sıkça Nakşibendî, Nursi veya Arusi olarak çıkmaktadır.

1967 Arap-İsrail Savaşı ve Arapların hezimetinden sonra Sabatayizmin ve Kripto-Judaizmin bazı tarikatlardaki konumu masonizmdeki düzeye ulaşmış haldedir. Türk solunun altmışlı yıllardaki masonluk kampanyaları, masonizmin Sabatayist hegemonya altında olduğunu göstermedikçe eksik kalıyordu, tamamlamış buluyoruz. Bu arada arkadaşım ve değerli bilim adamımız İlber Ortaylı, Sabatayistlerin laik olduğu görüşünde artık ısrar etmemektedir." (Yalçın Küçük, Putları Yıkıyorum, s.240, İthaki Yayınları, İstanbul 2004)

"Türkiye ve Irak'taki Kürtler arasındaki siyasi münasebet, Barzani'nin başarısıyla daha da perçinlendi." (Henri J. Barkey-Graham Fuller, Turkey's Kurdish Question, s.49-50, Rowman-Littefield Press, 1999)

Ve Molla Mustafa Barzani'den bir söz:

"Dünyaya gözlerimi açtığımda bir mahkûmdum. Bütün ailemin Türkler tarafından esir alındığını hatırlıyorum. Daha üç yaşındayken bir tutukluydum. Büyüdüğümde ailemle birlikte Irak'ın güneyindeki bölgeye sürgüne gönderildim. Talih yardım etti ve sürgünden kaçmayı başardım. Sesimin ulaştığı bütün Kürt halkına isyan ve ayaklanma çağrısı yaptım."

IKYB lideri, şimdinin sözde ırak Cumhurbaşkanı Celal Talabani bakın ne demiş:

"Barzani asla Saddam Hüseyin'e karşı savaşmakla ilgilenmedi. Onun ilgilendiği tek şey güç ve paraydı ve Amerika'nın ihtiyaç duyduğu bütün desteği verdi."

Yukarıda yazmıştık. Bir kez daha tekrar edelim. Barzani ailesi ve Nakşibendî-Halidi tarikatı işbirliği ile 150 yıldır Irak'ın kuzeyinde Judeo-Kürt devleti kurulmak isteniyor. Elbette bu projede Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi de "Büyük Kürdistan" yani esasen "arzu mevud" sınırları içinde.

Benzer ayak oyunlarının Lozan Konferansı esnasında da Türkiye'ye ve Kürt asıllı Türklere dayatıldığını görüyoruz.

Lozan Konferansında İngiliz Delegasyonu'nun Kürtlere bağımsızlık verilmesi fikrini ortaya atması üzerine, Umum Kürt Amele ve Esnaf Cemiyeti Reisi Salih Kahya namına Erzurumlu İsa-zâde Ahmet, İstanbul'da umum Kürtler namına Lolan aşireti reisi ve eski Kürt Gençler Cemiyeti Reisi Düzer-zâde Dersimli Mehmet Sabri'nin tarihi mektubunu Türk Arşivciler derneği Araştırma Komisyonu ortaya koydu. Başkan Hacı Haldun Şahin ve araştırmacılar Yaşar Çelep, Abdurrahman Yarar belgeyi gün ışığına çıkardılar. (Ufuk Ötesi dergisi, Ocak 2008, s.18-19)

İşte bu tarihi belgenin sadeleştirilmiş şekli: (Kaynak: Başbakanlık Osmanlı Arşivi HR, im 60/3)

"Bugünlerde (Lozan Konferansı görüşmelerinde) İngiltere Delegasyonu Reisi Lord Curzon'un Kürtlere bağımsızlık verilmesi fikrini ortaya atarak, Kürtlerin hamisi tavrını takınmasını hayret ve şaşkınlıkla karşıladık.

Kürtlerin tarihi geçmişi: Biz Kürtler, Turan neslinden bir kavimiz. Milli an'anelerimiz ve özelliklerimizden (yiğitlik, kahramanlık vb.) dolayı Türkler bize "yiğit ve cesur " manasına gelen Kürt ismini vermişlerdir.

Kürt adıyla anılan ve büyük hizmetleri geçen kahramanların isimlerinin yaşaması amacıyla Deminan, Hayderan, Kureyşan ve Lolan gibi isimler kabile ve aşiretlere verilmiştir. Bu aşiretler, bugün anavatanın Doğu Türklerini oluşturmaktadırlar.

Kürtlerin 1876 tarihinden önceki ve sonraki durumları araştırılacak olursa, İranlı misyonerlerin aşiretler üzerinde yaptıkları çalışmaların sonucunda Kürtler kendi öz lisanları olan Türkçe lehçesini ve öz kültürlerini yavaş yavaş kaybettiler. Bundan dolayı Erzurum, Van, Bitlis ve Musul taraflarındaki aşiretler Farsçadan başka bir şey olmayan Kırmanç adı verilen Farisi lehçeyi konuşmaya başladılar. Bu misyoner faaliyetlerinden az etkilenen Harput ve Diyarbakır taraflarındaki aşiretler ise ana dilleri olan Türk lehçesi ile karışık Zaza lehçesini konuşmaya başladılar.

Bu öz Türkoğlu Türkleri Yavuz Sultan Selim Han Kürtlerin Hanı Şeyh İdris-i Bitlisi'ye gönderdiği fermanla kendi ülkesine dâhil etti. O günden bu güne kadar Türk akrabalarının şefkat ve himayelerinde huzurlu ve rahat yaşamakta ve Türk lehçesi ile de konuşmaktadırlar.

Genel Değerlendirme:

Yukarıda yapılan değerlendirmelerden sonra, İngiltere Delegasyonu Reisi Lord Curzon'a sorarız ki; İranlıların dilini konuşmakla, o millete mensup olunduğu kabul edilirse İngilizler de dahil her milletin durumu tartışılır.

Doğu ülkelerini istila eden ve genellikle dünyayı kendi toprakları içerisinde olmasını hayal eden İngilizlerin, diğer milletlerin kabullenemediği "müstemleke" kelimesinin yerine kulağa hoş gelmeyen ve aynı manayı taşıyan "manda" kelimesinin de aslında aynı şey olduğunu Kürtler anlamıştır. Dünyadaki zenginlik kaynaklarına sahip olmak isteyen İngilizlerin 12/10'u Türk olan Musul'u ve petrol kaynaklarını biz Türklere çok görmesini hayretle karşılıyoruz.

Lozan Konferansı'nda İngiltere Delegasyonu Reisi Lord Curzon'un Dersim ve Bitlis olaylarından bahsederek tek millet olan Türk ve Kürt arasına ayrılık fikirleri sokma gayretini biz Kürtler anladık. Biz Kürtler, Avrupa ve İngiliz diplomatlarının parlak vaatlerinin altında kendi menfaatlerinin olduğunu biliyoruz. Ve bundan dolayı kendi direniş kuvvetlerimizi oluşturduk. 1917 yılında İngiltere Delegasyonu Reisi Lord Curzon gibi bağımsızlık vaatlerinde bulunan Ruslara biz Kürtler:"Biz Türküz, bizi anavatandan hiçbir kuvvet ayıramaz. Bizim rahata kavuşmamız sizin hemen bu topraklardan çekilmenizle olacaktır." dediler.

İşte bu gün bütün Kürtler Lozan'daki Avrupa ve bilhassa İngiliz Diplomatlarına aynı cevabı veriyoruz.

Kürtler bağımsızlıklarını kendilerini yok edecek yabancılara değil kendi ailelerinden olan Türklere ve onları temsil eden Büyük Millet Meclisi hükümetine emanet etmişlerdir.

Sonuç olarak biz Kürtler, İngiltere Delegasyonu Reisi Lord Curzon'un bizler için fikirler üretmemesini rica eder ve Lozan'daki Temsil Heyeti'ne ve Reisi sevgili hemşehrimiz İsmet Paşa Hazretlerine başarılar dileriz."

24 Kânûn-ı Sânî [1]339 [24 Ocak 1923]

Umûm Kürt Amele ve Esnâf Cem'iyyeti Re'isi

Salih Kahyâ nâmına Erzurumlu İsa-zâde Ahmet

İstanbul'da Umûm Kürtler nâmına Lolan Aşîreti Re'isi ve sâbık Kürt Gençler Cemiyeti Re'isi [Düzer]-zâde Dersimli Mehmet Sabri.

Anlaşılıyor ki günümüzün "Lord Curzon"ları ABD ve İsrail başta olmak üzere, Bernard Lewis ve Samuel P. Huntington'un "Batı" olarak tanımladıkları.

CIA Ankara İstasyon Şefi ve Milli İstihbarat Konseyi eski Başkan Yardımcısı Graham E.Fuller'in 19 Ekim 2007 tarihinde "Ankara'nın ABD düşmanlığının soykırım kararlarından çok daha derin kökleri var" başlıklı bir makalesi yayınlandı:

"Türk-Amerikan ilişkileri krizde. Temsilciler Meclisi'nin Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin öldürülmesini soykırım olarak ilan eden tasarısı yalnızca sebeplerden biri ve doğrusu tuz biber ekti. Türk-Amerikan ilişkileri yıllardır kötüleşmektedir ve bunun açıklaması basit ve kesindir: Washington'un siyasileri birçok alanda Türkiye'nin dış politika çıkarlarına geniş ölçüde ve temelden zıttır.

ABD'nin son 16 yıl boyunca Irak siyasetleri Türkiye için felaket oldu. Irak Kürtleri 1991'deki Körfez Savaşı'ndan bu yana bütün zamanların en büyük özerkliğini elde ettiler ve şimdi de facto bağımsızlığın eşiğindedir. Irak'ta böylesi bir Kürt varlığı, Türkiye'de Kürt ayrılıkçılığını kamçılıyor. Dahası Washington İran'a karşı Kürt teröristleri desteklemektedir.

Türkiye, 30 yıldan fazladır içeride Marksist, sosyalist, sağcı, Kürt, İslamcı siyasi şiddetle ve terörizmle mücadele ediyor. ABD'nin Ortadoğu'daki siyasileri önemli ölçüde şiddeti ve köktendinciliği bölge çapında tahrik etmektedir ve El Kaide'yi Türkiye'nin kapısının önüne getirmiştir."

Türkiye Hıristiyanların "rekonkista" veya "Şark meselesi" Yahudilerin son seferde fethedilecek "Edom ülkesi" ile ezoterik güç simsarlarının Yeni Dünya Düzeni politikalarının kıskacı arasındadır. Yeni bir TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI şartları her gün biraz daha kapımıza yaklaşıyor mu!Ne dersiniz!.

BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU

KATILMAYAN KAÇAKTIR,

VATANI EMPERYALİSTLERE PEŞKEŞ ÇEKEN,

SATILMIŞLAR ALÇAKTIR....!!!!!!

KÖKTÜRKLER AKADEMİSİ